canavarlar II

02.05.2025

Katalog

Sanatçılar

Akın Ayaz, Berkay Kahvecioğlu, 2/5bz, Canavar.ca, Orçun Beslen, Uzay Çöpü, Nalan Şahin, Civan Atik, Ersin Çetin, Sinan Hasar, DJ Aslansütü, rek, dodo, Halil İbrahim Karatepe.

Görseller

No items found.

Metin

Sergi metninin oluşum süreci

Metin kesişimsel rastlantıların zamana yayılmasıyla üç ayrı bölümden oluşuyor.

Sergiye katılan sanatçılarla ortak bir zeminde buluşma fikriyle, biraz da halet-i ruhiyemizi tanımlayan çuvallama, kaybetme, kaybolma, yoldan sapma, başarısızlık gibileri üzerinden ortaklaştığımız zemin, artık zorlaşan yaşamın kendisinde, hislerde ve tenimize temas eden bozuklukta oldu. Bu kez hep birlikte olmayışın sanatı üzerine düşündüğümüzde neler olurun tahayyülleri ile birinci bölüm oluştu.

Serginin ertelenmesi ile oluşan ikinci bölüm, bir deneyim pratiği ile çuvallamanın eşiğinden dönerken kendimi içinde bulduğum, beklediğim yerdi. Burası yeni bir yaşamın başlangıcı gibi değil, daha çok yaşamın ortasında oluşmaya başlamak gibi -ve Ortadan başlamak fikri-.  Deleuze’ la ortadan başlarken, aklın ve bilme yetisinin tersyüz olduğu, başka düşünülen, başka türlü varoluşa geçişi sağlayan, şeylerin iyiden iyiye silikleştiği yerler, belki de üç dört kişinin birleşemediği, yer olmayan, kısımlardı buralar. Burada onlar yaşıyorlardı. CANAVARLAR.

Burada onlar yaşıyorlardı, Canavarlar

1.Bölüm

Olmayışın sanatı, Çuvallama

Kaybetmenin, başarısızlığın içinden geçmenin şaşırtıcı derecede, düşünülenden fazla, komünal bir çekiciliği olur. Bu gibi zamanlarda başka insana, kitaba, şiire, resme ihtiyaç duyarsın, kendinden başka-öteki ile iletişime geçtiğinde ise hikayeler başlar.

Belirli koşullar altında başarısız olmak, kaybetmek, unutmak, bozmak, feshetmek, oluşmamak, bilmemek, dünyada var olmanın aslında çok daha yaratıcı, müşterek ve şaşırtıcı yollarını sunabilir… Çuvallama, çocukluğun bir takım fevkalade anarşist yönlerini muhafaza eder ve yetişkinlerle çocuklar, kaybedenlerle kazananlar arasındaki sözde kusursuz sınırlara dokunur. Ve başarısızlığa bir sürü olumsuz etki -örneğin hüsran, hayal kırıklığı, umutsuzluk- eşlik etse de, çuvallama aynı zamanda bu olumsuz etkileri kullanarak güncel hayatın zehirli olumluluk zırhını delmeye imkan tanır.[1]

Çuvallamak yüksek kültürün aksine alçak teori ile ilgilidir. Alçak teori kuramsal bilgiyi, sapa yollar, kıvrımlar, bilme ve akıl karışıklığı arasındaki gidip gelmelerden zevk alan -bu metnin oluşma şekli- ve açıklayıcılığın değil kapsayıcılığın peşinde koşan aktarım biçimlerinden biri olarak öne sürüyor. Alçak teori, teorinin nihai amaç olmadığı ancak, başka bir yere giderken bir yoldan sapma, olduğuna dairdir…Ek olarak alçak teoriyi, fazla göze batmayan, eksantrik metin ve misallerden toplanan, yüksek teorideki yüksek kelimesini koruyup kollayan, bilmenin hiyerarşisine onay vermeyi reddeden kuramsal bir bilgi olarak da düşünebiliriz.[2]

2. Bölüm

Ortadan başlarken,

Çuvallamadan sonra sizlere bu kez Deleuze’ un;  ortadan başlamak; her şey ortadadır, orada gerçekleşir, söylemi üzerinden sesleniyorum. Nereye varmak istiyorsunuz, nereden geliyorsunuz, gibi sorular son derece gereksiz sorulardır. Sil baştan başlamak, sıfırdan tekrar yola koyulmak, bir başlangıç ya da temel aramak süreçle ve hareketle ilgili yanlış bir kavrayışa dayanır. Ortadan yola koyulmak…başlayıp bitirmek değil girip çıkmak,...temeli yerinden etmek, başlangıç ve bitişi geçersiz kılmaktır.[3]

Ortadan başlamak aklın hiyerarşisine alternatif düşüncenin gerçekleştiği yerde, -alçak teori ile- oluşur. Ortadan başlamak: şeylerin ortasında hız kazanacak başlangıç ve varış noktalarında kendisini bekleyen, sabit fikirlerden kurtarır. Çünkü en ilginç ve dikkat çekici, düşünülmeye değer her şey ortadadır. Sağlam bilgi ve temeller aramak değil, şeylerin ortasında yerleşmeye, derinlere inmek yerine yüzeyde kalmaya, şeylerden dışarıda bakmak yerine, kendini dışarıya açma düşünceyi dışarıyla bağlantıya sokmaya çalışır.[4]

Yaşam ve sanatın oluşan yeri midir ortası– deleuze, ponty, rothko, bacon, goya —Ortada

kimler gezer?

Cogito’nun Deleuze:Ortadan başlamak isimli sayısında deleuze  röportajında karşılaştığım soru ile sergi kurgusunda bizler bir forma bürünürüz.  Siz bir canavar mısınız?

3.Bölüm

yani Bizler, Canavarlar

“Canavar öncelikle bileşik bir varlıktır. Aşırı belirlenimin, belirlenmemiş olanın varlığını sürdürmesine bütünüyle izin verdiği bir şey ya da birisi (goya’ daki canavar), bu anlamda düşünce bir canavardır”.                                                                                             Gilles Deleuze

Her sapma başka, değişen, çarpışan, dönüşen ve karşıt olan dinamiklerden ara yollara açılır. -orası, burası, şurası olmuş sanatla doluşmuş her yer- oysa ki yer; “bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk; mahal, mevzi” -kesiştiğimiz yerde - sanatın hafifliği bir tarafa, sanatın girdabına tutulmuş bizler-bir yerden geldik bizler de buraya- yani bizler, canavarlar.

Canavar olmak ne kişisel bir meseledir, ne de bir hastalık veya toplumsal vaziyet. “Canavar” bir zihinsel çerçeve, bir pratikler kümesi, insanlar hakkında düşünmenin ve onları temsil etmenin bir biçimidir. Bir geleneğin vücuda gelmesi, stilize bir temsilin icrasıdır.[5]

Canavarlar dehşet vericidir. Bir canavarla karşılaştığımızda bildiğimiz dünyanın sınırları esnemeye başlar. Canavarı canavar yapan yalnızca bilinmeyen bir canlı olması değil, aslında hep bilinemeyecek olarak kalmasıdır…Canavarların eşi benzeri yoktur. Doğanın yetimidirler. Medeni olamayışları, toplumdan yalıtılmışlıkları, ehlileştirilemezlikleriyle aslında “aşırı” doğallardır da diyebiliriz. Doğanın vücut bulmuş, çıplak halleridir onlar. Bertrand Russell’ın ‘her insanın bir annesi vardır ancak insan türünün annesi yoktur’ sözünü biraz esnetirsek, belki de doğanın kendisinin yetim olduğunu söyleyebiliriz. Evsiz, köksüz ve yabanidir doğa….canavarların varlıkları, doğanın araçsal kavramsallaştırmasıyla alay eder. Canavarların varlığı, hareketleri ve amaçları akıl yoluyla yapılan açıklamaları reddeder.[6]

Peki siz de bir canavar mısınız?

[1] Judith Halberstam Çuv.Q.San., s.13

[2] Judith Halberstam Çuv.Q.San., s.30

[3] Deleuze, Bin yayla

[4] Sünter, 2014: 28-29

[5] Robert Bogdan, “From Specimen to Stage: The Birth of a Genre”

[6] David Birch: philosophersmag